Duygudurumu Bozuklukları Major Depresif Bozukluk, Bipolar I BozukluÄŸu (BB), Distimi ve Siklotimik Bozukluktan oluÅŸur. Bunlar arasında en sık rastlanılan ve en çok tanı alanlar Majör Depresyon ve Bipolar I BozukluÄŸudur.
Duygulanım (affekt) bireyin olaylara, anılara, düÅŸüncelere neÅŸe, öfke, üzüntü, keder gibi duygusal tepkimelerle katılabilme yetisidir. Duyguların gözlenebilen, olay sırasındaki, kısa süreli duygusal dışavurumudur. Yüz görünümü, mimikler ve sözel olarak dışa vurulur. Duygudurumu (mood) ise bireyin daha uzun bir süre belli bir duygulanım içinde bulunuÅŸudur. KiÅŸinin iç duygusal durumudur. Bu iki terimi bir benzetmeyle tanımlayacak olursak duygulanım için “hava durumu”, duygudurumu için “iklim” benzetmesini yapabiliriz.
Sıklık ve Yaygınlık
Majör depresif bozukluÄŸun (MDB) yaÅŸam boyu yaygınlığı genel olarak %9-20, erkeklerde %5-12, kadınlarda %10-25 arasındadır. Kadınlarda erkeklere oranla 2 kat fazladır. BaÅŸlama yaşı 20-50 arasında ortalama 40 yaÅŸları dolayındadır. Her ırk ve sosyoekonomik düzeyde görülmektedir.
Nedenleri
Duygudurumu bozukluklarının nedenleri günümüzde biyolojik ve psikososyal nedenler olarak 2 ana baÅŸlıkta incelenmektedir. Bu etkenlerin birbirlerini etkileyerek bozukluÄŸa yol açtıkları düÅŸünülmektedir.
A. BİYOLOJİK NEDENLER
1. Biyojenik aminler:
Duygudurumu bozukluklarının oluÅŸumunda en çok üzerinde durulan maddeler norepinefrin , dopamin ve serotonindir. Kullanılan antidepresan ilaçların etkileri bu nörotransmiter denen maddeler aracılığı ile ortaya çıkmaktadır. Bu maddelerin kendi aralarında karmaşık iliÅŸkileri vardır.
2. Nöro-endokrin deÄŸiÅŸiklikler:Duygudurumu bozukluklarında hipotalamus-hipofiz-tiroid ve hipotalamus-hipofiz-adrenal akslarındaki bozukluklardan söz edilir. Depresyonda hipofizden aşırı ACTH salınımı, adrenal bezin ACTH’ya aşırı duyarlılığı nedeniyle adrenalden kortizol salınımında artış olduÄŸu düÅŸünülmektedir. Kortizol salınımı normal kiÅŸilerde döngüsel ritim gösterir. Depresyonda normal döngüsü bozulur.
DiÄŸer önemli deÄŸiÅŸiklik tiroit eksenindeki deÄŸiÅŸikliklerdir. Bu nedenle depresyonlu olgularda tiroit hormonları, TSH ve tiroit antikorları kontrol edilir.
3. Kalıtımsal nedenler:
Duygudurumu bozukluklarında kalıtımsal yatkınlık söz konusudur. Yapılan aile çalışmalarında hastaların 1. derece akrabalarında risk bir kaç kat artmaktadır. Ancak genetik geçiÅŸin türü henüz kesin olarak belirlenememiÅŸtir.
4. Beyinde bazı yapısal bozukluklar araştırılmış olsa da kesin kanıtlara ulaşılamamıştır.
5. Uyku bozuklukları:
MDB’da özellikle uyku EEG’sinde deÄŸiÅŸiklikler gözlenmektedir. Özellikle REM (uykunun hızlı göz hareketlerinin olduÄŸu dönemi) süresindeki kısalma depresyona yatkınlık göstergesi olarak ele alınmaktadır.
6. Biyolojik beden saati (döngüsel ritm):
Duygudurumu bozuklukları ile biyolojik beden saati arasında iliÅŸki kurulmaktadır. Duygudurumu bozukluklarının mevsimsel özellikler göstermesi, döngüsel oluÅŸu, uyku bozukluklarının bulunuÅŸu, biyolojik beden saatini düzenleyen melatonindeki deÄŸiÅŸikliklerin gösterilmesi bu varsayımı desteklemektedir.
B. PSİKOSOSYAL NEDENLER
1. Yaşam olayları:
YaÅŸam olayları ve çevresel stres etkenlerinin özellikle ilk atakta etkilidir. Ayrıca erken yaÅŸtaki kayıp ve ayrılıkların reseptör düzeyinde deÄŸiÅŸiklikler yaptığı ve ileri yaÅŸlarda depresyona yatkınlık oluÅŸturduÄŸundan söz edilir.
2. Hastalık öncesi (premorbid) kiÅŸilik:
Hastalık öncesi kesin bir kiÅŸilik tipi belirlenememesine karşın bağımlı, takıntılı zorlantılı ve histriyonik kiÅŸilik özelliÄŸi olanlarda depresyona eÄŸilim olduÄŸu düÅŸünülmektedir.
3. Psikanalitik kuram:
Psikanalitik kurama göre depresyonda bir sevgi nesnesi kaybı söz konusudur. YaÅŸamın erken dönemlerinde bozuk anne-çocuk iliÅŸkisi nedeniyle sevgi nesnesine karşı ikircikli duygular (ambivalans, aynı anda sevmek ve nefret etmek gibi) geliÅŸmiÅŸtir. Bu sevgi nesnesi özsever (narsistik) desteklerin saÄŸlandığı bir nesnedir. Aynı zamanda bu kiÅŸiler katı-acımasız, cezalandırıcı üstbenlikleri (süperego) olan kiÅŸilerdir. Herhangi bir nedenle (bilinçdışı yada gerçek) bu nesneye karşı bir kayıp duygusu yaÅŸandığında, kayıptan doÄŸan gerginliÄŸi azaltmak için sevgi nesnesi içe atılır (introjeksiyon). Sevgi nesnesine karşı olan ikili duygular kiÅŸinin kendisine yönelir. Böylece kiÅŸinin özsaygısı azalır, kendini deÄŸersiz ve suçlu görmeye baÅŸlar, depresyon geliÅŸir.
4. Benlik (ego) Psikolojisi:
Bu kurama göre benliÄŸin 3 alanda özsever amaçları vardır. Bunlar; deÄŸerli ve sevilen biri olmak; güçlü ve üstün olmak; iyi ve seven olmaktır. Bunlar kiÅŸinin saÄŸlıklı bir kendilik imgesi geliÅŸtirmesi için gereklidir. YaÅŸamın ilk yıllarında çekirdekleri oluÅŸur. Bu geliÅŸimde yine annenin çok önemli bir rolü vardır. EÄŸer yaÅŸamda bu istekler gerçekleÅŸtirilemezse benlik kaygı ve çatışmaya girer. Bu özsever engellenme sonucunda özsaygı düÅŸer ve depresyon geliÅŸir.
5. BiliÅŸsel (kognitif) kuram:
Çocukluk çağında yaÅŸanan deneyimler bazı temel düÅŸünce ve inanç sistemlerinin oluÅŸmasına neden olur. OluÅŸan bu ÅŸemalar kiÅŸinin eriÅŸkin yaÅŸamında kendine ve dünyaya bakışını ve davranışlarını biçimlendirir. Depresif kiÅŸilerde bu ÅŸemalar katı, deÄŸiÅŸime karşı dirençli ve aşırılık özelliklerini taşırlar. Herhangi bir yaÅŸam olayında gizli kalmış bu ÅŸemalar alevlenir. Ortaya olumsuz otomatik düÅŸünceleri çıkarır. Olumsuz otomatik düÅŸünceler kiÅŸinin bulunduÄŸu durumla ilgili verilerin iÅŸlenmesi sırasında oluÅŸan biliÅŸsel hatalar ve çarpıtmalar sonucunda oluÅŸur. Depresyonda hatalı bilgi iÅŸleme süreci sonucunda ortaya olumsuz biliÅŸsel üçlü çıkar; dünyaya, kendine ve geleceÄŸe karşı olumsuz düÅŸünceler. Bu olumsuz bakış sonucunda depresyon geliÅŸir.
6. Davranışçı kuram:
Erken yaÅŸam dönemindeki deneyimlerle kiÅŸiler çeÅŸitli davranış biçimlerini öÄŸrenirler ve kendi yaÅŸamlarında uygularlar. Bu kurama göre depresyon bir öÄŸrenilmiÅŸ çaresizlik durumudur.
Neo Rezonans hakkında detaylı bilgi için
Neo Rezonans Antalya
sitemizi ziyaret edebilirsiniz.
Copyright © 2015 Antalya Terapi Psikiyatri. Web Programlama - Maxantalya